Bir sokak aperatifi olan midye dolmanın hikâyesi

Deniz kabuklularından yapılan meze ve yemekler Türk mutfağına Bizans mutfağından geçmiştir. Bir Rum mezesi olan midye dolma bahsi için Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey’in (1842-1928) yazdıklarına bakalım: “Bahariye’de tuğla harmanları sahibi Şahbaz Efendi, Bahariye ve Karaağaç harmanları sevahilinden kendi adamları marifetiyle midye çıkarttırırdı. Aşçısı dolmasını güzel yaptığından bir gün fakire de bu midyelerden bir tabak midye dolması gönderdi.” (Eski Zamanlarda İstanbul Hayatı, Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey, Haz.: Ali Şükrü Çoruk, 2001, İst.) Ali Rıza Bey aktardığı bu olayın devamında Şahbaz Efendi’nin aşçısının Ermeni olduğunu belirtecektir. Başkaca tarihi kaynaklarda midye dolma marifetinde Ermenilerin gayet başarılı sürdürücüler oldukları yer almıştır. Bu yüzden Ermeni mezesi olarak da bilenler vardır. Aslında söz konusu olan ‘Ermeni tarzı’dır. XIX yüzyıl İstanbul’unda Türk kadınlarının da midye dolma yaptığı bilinmektedir. Ancak yine de midye dolma işinde, Rum ve Ermenilerden sonra İstanbul’a Mardin ve civarından göç etmiş Süryanilerin katkısı unutulmamalı. Böyle olunca da, günümüzde midye çıkarma işinde Mardinlilerin varlığı hakkında fikir sahibi olmaktayız.

İstanbul’da midye dolmayı bir sokak lezzeti haline getiren de Mardinlilerdir; tablalara indirdikleri bu mezeyi aynı zamanda bir atıştırmalık yapmışlardır. Çingenelerin satış tarzı ise camekân ve tencere içinde olanıdır. Midye dolma atıştırmalık olarak sokakları sarınca onun hakkında meyhane kültürünün de dışında anlatılar ortaya çıkmıştır: Tombala çektirmede kullanılan ‘taş çekme’ deyişi uyarlanmış, ‘çinkosuz kalmayalım’ (kirlenmiş kıyılarda yetişen midyelerin yüklüce miktar çinko içerdiği duyurulunca) şeklinde bir espri geliştirilmiş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

WhatsApp chat

Tasarımcı SNS Bilişim